Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS


AİHM KARARI HATAYI DÜZELTME FIRSATI

Tolga KORKUT

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Abdullah Öcalan-Türkiye davasında, Öcalan'ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermesiyle birlikte, "yeniden yargılama" sorunu gündeme oturdu.

Öcalan'ın avukatlarından Korkut, ne yapacaklarını, gerekçeli kararı müvekkillerine sunduktan sonra belirleyeceklerini söylüyor. Yeniden yargılama için, daha önceden yargılamayı yapan mahkemeye, başvuru gerek. Bu durumda, başvuru mercisi, DGM'lerin yerini alan Ağır Ceza Mahkemeleri.

Çağlar: Karar yeniden yargılama gerektirir

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi (İÜSBF) öğretim üyesi Prof. Dr. Bakır Çağlar, kararın siyasal etkilerini ve hukuki boyutunu bianet'e anlattı.

Çağlar, AİHM kararının yeniden yargılamayı gerektirdiğinin açık olduğuna dikkat çekiyor.

"Burada önemli bir ayrıma dikkat etmek gerek: Hükümet ve devlet cihazı. AKP hükümeti de politikasını "Bu bir yargı konusudur" diyerek belirledi. Yargı, Anayasa'nın 90. maddesine, yani insan hakları konusunda, çelişen durumlarda uluslararası sözleşmelerin iç hukuka üstünlüğünün kabul edildiği maddeye göre, sonucu belirleyecektir."

Yargı çözmezse konsensüs gerek; yaptırımlar ağır

Çağlar, ikinci bir parametre daha olduğunu, yargının sorunu çözmemesi halinde, konunun bir politik sorun haline geleceğini söylüyor.

"Bu durumda, hükümet, kendi içinde, parlamento içi ve dışındaki muhalefetle konsensüs sağlamak durumunda. Parlamento dışı muhalefette de yükselen yeni milliyetçilik var.

Bunun için yeniden yargılamanın gerçekleşmemesi halinde ortaya çıkacak yaptırımlardan söz edecektir. Bu yaptırımlar çok ağır; Türkiye'yi ciddi sıkıntıya sokar."

Çağlar, Türkiye'nin karşılaşabileceği üç türlü yaptırım olduğunu söylüyor:

"1. Avrupa Konseyi (AK) üyeliği tehlikeye girer: AİHM Büyük Dairesi'nin kararı yargılamanın yenilenmesini istiyor, bu çok açık. AK statüsü 8. maddesine göre, bir üyenin insan haklarını ciddi bir şekilde ihlal etmesi (buna AİHM kararlarının yerine getirilmemesi de dahildir) durumunda, temsil hakları askıya alınır. İhlal devam ederse, AK Bakanlar Komitesi, bu devletin üyelikten çekilmesini talep eder. Bunun örneği, Albaylar Cuntası döneminde Yunanistan için görüldü. Demokratikleştikten sonra üyeliğini yenilediler.

2. AK Parlamenterler Asamblesi'nde temsil tehlikeye girer: Asamble iki düzenlemeyi kullanabilir. a) İç tüzük. b) 1115 sayılı karar. Bunların her ikisi de aynı mantığa sahip. Hak ihlalleri süren üye devlet denetim sürecine alınır. Bu süreçten olumlu sonuç alınmazsa, yaptırım devreye girer. Suçlanan devletin ulusal delegasyonunda yer alan parlamenterlerin temsil yetkisi belgeleri (tribün hakkı) iptal edilir; yeni belgeler de onaylanmaz.

3. Diplomatik tecrit: Avrupa Birliği'nin (AB) Nice Sözleşmesi'nin 49. maddesine ve şu an oylanan AB Anayasası'nın 58. maddesine göre, aday bir ülke topluluk değerlerine uymuyorsa, müzakere süreci biter. Üye devlet uymazsa (Avusturya buna örnektir), diplomatik olarak tecrit edilir. Zaten Aralık 2004'teki zirvede, AB üyesi 25'lerin açıklaması, Türkiye'nin süratle AB müktesebatını (yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM'nin sözleşmeye getirdiği yorumları, içtihadını) iç hukukuna aktarıp uygulaması yönündeydi."

Kimse Türkiye'yi AİHS'ye zorlamadı

Çağlar, "Karar hukuki değil, siyasidir" yorumunun yersizliğine de işaret ederek şunu söyledi:

"Kimse Türkiye'yi AİHS'ye taraf olmaya zorlamadı. Çok ısrarlılarsa feshetsinler. Tabii sonuçlarına katlanmak kaydıyla."

Cumhuriyet Halk Partisi'nin "Karar Türkiye'yi karıştırır" sözlerini yorumlayan Çağlar, "Muhalefet bu konuyu siyaset platformuna çekmeye, buradan politik girdi elde etmeye çalışıyor. Geleneksel bir davranıştır" dedi.

Bağımsız Kürt aydınlarından yazar Ümit Fırat'sa, Deniz Baykal'ın tutarsız konuştuğunu söylüyor.

"Baykal demagoji yapıyor. Hükümette olsaydı, farklı davranacaktı. Bu kararın tersi bir zafer olacaktı, gözüyle bakmamak gerek."

Korkut: Önce müvekkilimizin kararı görmesi gerek

Öcalan'ın avukatlığını yapan, Asrın Hukuk Bürosu'ndan Hatice Korkut, mahkemenin gerekçeli kararını yayınlamasını beklediklerini söyledi.

"Şu an açıklanan karar, sonucu belirtiyor. Mahkeme bir süre sonra gerekçeli kararını açıklayacak. Bunu bekliyoruz. Çok uzun süreceğini sanmıyorum. Kararı müvekkilimize sunduktan sonra, ne yapacağımıza karar vereceğiz."

Korkut, yeniden yargılama için karar verirlerse, izleyecekleri prosedürü de şöyle anlattı:

"Yeniden yargılama kararını, daha önceden yargılamayı yapan mahkeme verecek. Yargılamayı yapan DGM'nin yerini şu an Ağır Ceza Mahkemeleri almış durumda. Eğer yeniden yargılama için karar vermiş olursak, bu mahkemeye başvuracağız."

Fırat: Kararda ne sevinecek, ne üzülecek bir yan var

Ümit Fırat, kararın "Hatayı düzeltmek için bir olanak" olduğunu söylüyor.

"Kararın böyle çıkacağı 6 yıl önce belliydi. Sürpriz yok. Resmi çevreler de aylardır bunu belirtiyordu.

Bugün adil yargılama için durum uygun. Adil yargılama bir ödevdir. Bunu hatayı düzeltme olanağı olarak görmek gerek. Kararın ne sevinecek, ne üzülecek yanı var."

Siyasi sonuçlar

Fırat, konunun Öcalan adının çevresinde tartışılmasının da hata olduğunu belirtiyor:

"Söz konusu, Öcalan yerine herhangi biri de olabilirdi. Dolayısıyla, herhangi bir için yapılabilecek olanlar, Öcalan için de yapılmalı."

"Yeniden yargılama yapmamak politik bir karar olur. Belki statükocular memnun olur ama, bunun bedeli de topluma çıkar. Yargılamayı, bir kabadayılık meselesi olarak algılamamak gerek. AİHM'de verilen tazminatlar, topluma zarar vermekten başka bir şey değil.

Yeniden yargılama halinde, hükümet bazı çevrelerde puan kaybedebilir. Ama Türkiye dünyanın, uluslararası toplumun gözünde bir şey kaybetmeyecek. Çünkü kararda sürpriz bir şey yok.

Bu tartışmayı sürdürüp 'taraf' olmamak gerek. Tartışmanın bu eksende sürmesi kamplaşmalar yaratıyor.

Bir grup Kürt kitle de bunu zafer olarak algılayabilir. Oysa bunun zaferle, yenilgiyle ilgisi yok."

Bile bile lades hatası

Fırat'a göre, Öcalan'ın yargılanması 31 Mayıs yerine 20 Haziran'da başlasaydı, bugün karşılaşılan tablo ortaya çıkmayabilirdi.

"Türkiye 6 yıl önce 'bile bile lades politikası' yürüttü. Dava iç politikaya yönelik bir tutumdu. Yargılama 20 Haziran'da yapılsaydı, gözaltıyla ilgili olan hariç, bugün ihlal olan konuların hiçbiri ortaya çıkmazdı. Ne avukatlarla görüşme, ne savunma süresi ne de asker hakim sorunu olurdu.

O zamanki hükümet de AİHM'nin aleyhte karar verebileceğinin, bu riskin farkındaydı. Davanın ortasında asker hakimin geri çekilmesi, başında da yedek bir sivil hakim bulundurulması, bunun göstergesidir."


 

 

 

sayfa başına dön